Kıçtankara

 

         Yoğun iş temposundan, taş binalardan, hava kirliliğinden ve maskelerden sıkılan herkesin ufka bakıp aklından geçirdiği ama hiçbir zaman yapmaya cesaret edemediği bir kurtuluş masalı “Kıçtankara”. İsmi denizcilik terimlerini bilmeyen birisi için çok garip gelse de içinde ki hikâye neredeyse hepimizin hayali.

         İlk defa kitap rafında adını duyduğum romanın arka yazısını okuyunca, biraz da yayınevinin verdiği güven ile hemen aldım ve iki günde okudum. Kısa sürede okuyup bitirmeme rağmen, roman kahramanı Murat’ın yaptığını yapama kadar da aklımdan çıkacağını zannetmiyorum.  

Kadın adama sorar “Kıçtankara ne demek?”

Adam başka bir soruyla cevap verir “Ne kadar soyunabilirsin?”

Kadın soyunur.

Adam tekrar sorar “Ne kadar daha?”

Kadın daha fazla soyunur.

Adam yineler “ Daha?”

Kadın her şeyini çıkarır,

elleriyle gizlemeden bedenini

öylece durur ve sorusunu yineler

“Kıçtankara ne demek?”

Adamın gözleri sulanır,

“Sana dokunmadan gitmek” der.

Kadın “Neden?” diye ağlar.

Adam, kıçtankara bağlı teknesinin halatlarını çözer,

“Deniz kadar çıplak olamazsın, bu yüzden!”

         Kıçtankara, ofislerde tıkılıp kalmış günümüz insanının, Can Yücel'in deyimi ile “Bir yaşam için bir yaşamı feda etmek” kaderine karşı çıkanların, kıçtankara bir yelkenlinin karayla bağlantısını çözüp, tek başına çekip gitmek isteyenlerin hikâyesidir…

         Bahar Öztürk’ün yazdığı roman, sıradan şehir hayatının insanın üzerine kâbus gibi çökmesini, insanların, hayatını özgürlük ve refah içinde yaşamaya çalışırken kendilerini nasıl sıradanlığa mahkûm ettiklerini ve kıçtankara yanaşık bir geminin pruvasındaki özgürlüğü anlatıyor. Sonunda insanın içinde buruk bir tat bırakıyor. Yalnız seni bekleyen kıçtankara yanaşmış bir teknenin geçirebileceği bir burukluk…   

Yorum Yaz
Arkadaşların Burada !
Arkadaşların Burada !